İçeriğe geç

Gerçekçilik nedir psikoloji ?

Gerçekçilik Nedir? Psikoloji ve Felsefi Bir Bakış

“Gerçek, yalnızca gözlemlerle değil, düşüncelerle de şekillenir.” Bu sözü bir filozofun ağzından duyduğumuzda, gerçekliğin yalnızca dış dünyada var olan nesnel bir şey olmadığı, aynı zamanda içsel bir kavram ve algı olduğunu anlarız. Felsefi gerçekçilik, dünyayı olduğu gibi algılama çabası iken, psikolojide bu kavram daha derin bir anlam taşır: İnsan zihninin dünyayı nasıl algıladığı ve bu algıların ne kadar “gerçek” olduğu üzerine yapılan tartışmalar. Psikolojik gerçekçilik, bireylerin dünyayı nasıl deneyimlediği, bu deneyimlerin doğruluğu ve nesnelliği hakkında önemli sorular ortaya koyar.

Bu yazıda, gerçekçiliği psikolojik bir perspektiften, aynı zamanda felsefi bir bakış açısıyla inceleyeceğiz. Etik, epistemoloji ve ontoloji açılarından gerçekçiliği ele alarak, psikolojinin bu felsefi temalarla nasıl iç içe geçtiğine dair bir tartışma yapacağız.

Gerçekçilik ve Ontoloji: İnsan Zihninin Gerçekliği

Ontoloji, varlık bilimi olarak bilinir ve gerçekliğin ne olduğu sorusuna yanıt arar. Psikoloji açısından gerçekçilik, bireylerin içsel dünyalarını ve dış dünyayı nasıl algıladıklarıyla ilgilidir. Ontolojik bir bakış açısıyla, insanların gerçekliği nasıl algıladığı, bu algıların ne kadar doğru ya da yanlış olduğu sorusu devreye girer.

Klasik felsefi gerçekçilik, dünyada bağımsız olarak var olan bir gerçeklik olduğunu savunur. Yani, insanın zihinsel süreçlerinden bağımsız bir dış dünya vardır ve bu dünya, tüm insanlardan bağımsız olarak var olmaya devam eder. Psikolojide ise, bu ontolojik sorular insan zihninin işleyişiyle bağlantılıdır. Gerçeklik, bireylerin zihinlerinde şekillenen bir deneyimdir. Her birey, dış dünyayı farklı bir şekilde algılar ve bu algılar, onların kişisel deneyimleri, duygusal durumları ve önceki bilgileriyle şekillenir. Bu bakış açısına göre, gerçeklik nesnel değil, öznel bir deneyimdir.

Örneğin, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar, bireylerin gerçekliği farklı algılamasına yol açabilir. Depresyon yaşayan bir kişi, çevresindeki dünyayı olumsuz ve karamsar bir biçimde algılar, bu da onun “gerçeklik” anlayışını etkiler. Bu, felsefi gerçekçiliğin bireysel algılarla çatışan bir biçimidir. Gerçeklik, dış dünyadaki nesnel bir varlık yerine, içsel zihinsel süreçlerin bir yansımasıdır.

Gerçekçilik ve Epistemoloji: Gerçekliği Nasıl Biliyoruz?

Epistemoloji, bilginin doğasını ve sınırlarını inceleyen felsefi bir disiplindir. Psikolojinin epistemolojik temelleri, insanların gerçekliği nasıl bildikleriyle ilgilidir. Psikolojik gerçekçilik, bir yandan bireylerin dünya hakkındaki algılarını anlamaya çalışırken, diğer yandan bu algıların ne kadar doğru olduğunu sorgular. Epistemolojik gerçekçilik, dış dünyadaki gerçekliğin insan zihninin işleyişiyle nasıl bağ kurduğuna odaklanır.

Klasik epistemolojide, gerçeklik genellikle objektif olarak kabul edilir ve doğru bilgiye ulaşmanın yolları sorgulanır. Ancak psikolojide, bireylerin duygu, düşünce ve geçmiş deneyimlerinin gerçeklik algısını şekillendirdiği kabul edilir. Bu noktada, gerçeklik ve bilgi arasındaki ilişki, insan algısının sınırlamalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Psikoloji, insanların algılarını, hafızalarını ve düşünce süreçlerini incelediğinde, bu süreçlerin ne kadar güvenilir olduğu sorusu ortaya çıkar.

Örneğin, “görsel yanılsamalar” psikolojik bir fenomendir. İnsanlar, gözleriyle gördükleri şeyleri her zaman doğru bir şekilde algılamazlar. Bu, bilgi edinme sürecinin ne kadar hatalı ve göreceli olabileceğini gösteren bir örnektir.

Epistemolojik açıdan, psikolojik gerçekçilik insan algısının sınırlarını kabul eder ve bu sınırlar içinde doğru bilgiye ulaşma çabalarını değerlendirir. İnsanların dünyayı nasıl algıladığına dair yapılan çalışmalar, algının ne kadar objektif olabileceğini ve hangi faktörlerin bu algıyı etkilediğini araştırır.

Gerçekçilik ve Etik: Gerçekliğin Ahlaki Yönü

Etik, doğru ve yanlış, adalet ve adaletsizlik gibi kavramlarla ilgilidir. Psikolojide gerçekçilik, yalnızca bireylerin gerçekliği algılaması değil, bu algıların etik boyutlarıyla da ilgilidir. İnsanlar çevrelerini, toplumlarını ve diğer insanları nasıl algılar? Bu algılar, bireylerin ahlaki değerleriyle nasıl örtüşür?

Felsefi gerçekçilik, genellikle etik sorunlara dair bir nesnellik arayışında olur. Ancak psikolojide, insanların ahlaki değerleri ve etik yargıları, kişisel deneyimlere ve toplumsal yapılara bağlı olarak şekillenir. Bir birey, doğruyu ya da yanlışı nasıl belirler? Kişisel algılar ve toplumsal normlar, bu etik yargıları büyük ölçüde etkiler.

Örneğin, bir toplumun adalet anlayışı, bireylerin dünya hakkındaki algıları ve etik değerleriyle doğrudan bağlantılıdır. Aynı şekilde, bir kişinin doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneği, onun psikolojik durumuna, kişisel inançlarına ve yaşam deneyimlerine dayanır.

Psikolojik gerçekçilik, insanların etik değerlerinin de algıların bir yansıması olduğunu kabul eder. Ahlaki yargılar, bireylerin zihinsel süreçleri ve dünya algıları tarafından şekillendirilir. Bu bağlamda, gerçekliğin ahlaki boyutu, bireysel ve toplumsal algılar arasındaki etkileşimi anlamak için önemlidir.

Sonuç: Gerçeklik ve Psikolojinin Derin Bağlantısı

Gerçekçilik, psikolojide insan zihninin dünyayı nasıl algıladığı, bu algıların doğruluğu ve nesnelliği üzerine önemli sorular ortaya koyar. Felsefi gerçekçilik, gerçekliğin nesnel bir varlık olarak kabul edilmesinin ötesinde, bu gerçekliğin algı ve düşüncelerle nasıl şekillendiğini sorgular. Psikoloji, bu algıları inceleyerek, bireylerin nasıl düşündüklerini, hissettiklerini ve dünyayı nasıl deneyimlediklerini anlamaya çalışır.

Gerçeklik, yalnızca dış dünyadaki nesnelerden ibaret değildir; aynı zamanda içsel algıların, duyguların ve kişisel deneyimlerin bir bütünüdür. Gerçekliği daha derinlemesine anlamak, insanların zihinsel süreçlerini, ahlaki değerlerini ve toplumsal yapıları daha iyi kavrayabilmemize yardımcı olur.

Gerçeklik ve insan algısı arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz? Bireysel algılarımız, toplumsal yapılar ve etik değerler, gerçekliği nasıl şekillendiriyor? Yorumlarınızı paylaşarak bu felsefi ve psikolojik tartışmayı derinleştirebiliriz.

12 Yorum

  1. Nazende Nazende

    Giriş kısmı bence anlaşılır, ama biraz daha canlı olabilirdi. Okurken ufak bir bağlantı kurdum: Psikolojide rol teorisi nedir? Rol kuramı psikolojide, bireylerin sosyal rollerine ve bu rollerin davranışlarına nasıl etki ettiğine odaklanan bir yaklaşımdır. Temel önermeleri : Önemli teorisyenler arasında George Herbert Mead, Jacob L. Moreno, Talcott Parsons ve Ralph Linton bulunur. Roller , sosyal statülerle ilişkili haklar, görevler, beklentiler ve normlar bütünüdür. Sosyal roller , yaygın olarak bilinen ve sosyal normlar tarafından yönlendirilen “uygun” ve “izin verilen” davranış biçimlerini içerir. Bireyler , sosyal rolleri onayladıklarında, bu rollerin getirdiği kurallara uyarlar.

    • admin admin

      Nazende! Yorumlarınızın bazıları bana uzak gelse de teşekkür ederim.

  2. Levent Levent

    Gerçekçilik nedir psikoloji ? yazısına giriş akıcı, ama birkaç nokta biraz tekrara düşmüş. Benim yaklaşımım kısa bir başlıkla şöyle: Psikolojide gerçekçilik teorisi nedir? Psikolojide gerçekçilik kuramı iki ana yaklaşıma ayrılır: saf gerçekçilik ve dolaylı gerçekçilik . Saf gerçekçilik , var olan gerçek bir fiziksel gerçeklik olduğunu ve duyularımızın bize bu gerçekliğin doğrudan farkındalığını sağladığını savunur. Bu teoriye göre, algılarımız yorumlamadan bağımsızdır ve bize deneysel nesneleri olduğu gibi sunar. Dolaylı gerçekçilik ise gerçekliğin var olduğunu, ancak yalnızca bu gerçekliğin iç temsillerine ilişkin yorumlarımızın farkında olduğumuzu iddia eder.

    • admin admin

      Levent! Görüşleriniz, çalışmayı daha dengeli ve bütünlüklü hale getirdi.

  3. Kurtboğan Kurtboğan

    Giriş kısmı okuru rahatsız etmiyor, ama ekstra bir şey de hissettirmiyor. Konu hakkındaki kısa fikrim şu: Gerçekçilik kaç gerçekçiliğe bölünmüştür? Realizm iki ana gerçekçiliğe ayrılmaktadır: ontolojik realizm ve epistemolojik realizm . Ontolojik Realizm : Varlıkların ve nesnelerin insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu savunur. Epistemolojik Realizm : İnsanların dış dünya ve nesneler hakkında doğru bilgiler edinebileceğini öne sürer. Yapısal gerçekçilik nedir? Yapısal Realizm , uluslararası ilişkileri, uluslararası sistemin yapısı temelinde açıklamaya çalışan bir teoridir. Bu teori, Mearsheimer ve Kenneth Waltz gibi akademisyenler tarafından geliştirilmiştir.

    • admin admin

      Kurtboğan! Her düşünceniz bana hitap etmese de katkınız için teşekkür ederim.

  4. Burak Burak

    Başlangıç bölümü dengeli, ama sanki biraz güvenli tarafta kalmış. Konuya biraz da böyle bakmak mümkün: Gerçekçilik dönemi nedir? Gerçekçilik Dönemi , çocuk resimlerinde -12 yaş arasında gözlemlenen bir gelişim aşamasıdır. Bu dönemde çocukların resim özellikleri şunlardır: Bu yaş grubundaki çocuklar, çizimlerinden daha fazla memnuniyet bekler ve eleştiriye karşı hassas olabilirler. Ayrıntılara Önem : Çocuklar çizimlerinde detaylara daha fazla önem vermeye başlar. Orantı ve Yüz İfadeleri : İnsan figürleri orantılıdır, yüz ifadeleri ve giysiler gerçekçi bir şekilde çizilir.

    • admin admin

      Burak! Yorumlarınızın tamamına katılmıyorum, ama katkınız değerliydi.

  5. İrem İrem

    ilk bölümde güzel bir zemin hazırlanmış, ama çok da sürükleyici değil. Bir iki örnek düşününce aklıma şu geliyor: Klasik gerçekçilik nedir ? Klasik realizm , uluslararası ilişkiler teorisinde, insan doğasına dair kötümser bir bakış açısını benimseyen ve devletlerin davranışlarını bu doğanın yansımaları olarak açıklayan bir yaklaşımdır. Temel ilkeleri şunlardır: Temsilcileri arasında E. H. Carr, George F. Kennan, Hans Morgenthau ve Raymond Aron bulunmaktadır. Devlet , en önemli analiz birimidir ve uluslararası sistemin yapısından daha önemlidir. Uluslararası sistem , anarşik bir yapıya sahiptir, yani devletler arasında düzeni sağlayacak merkezi bir güç yoktur.

    • admin admin

      İrem!

      Yorumlarınız yazının görünümünü zenginleştirdi.

  6. Kaptan Kaptan

    Bu giriş kısa ve öz, ama hafif bir yüzeysellik de hissettiriyor. Ben burada şu yoruma kayıyorum: Gerçekçilik bir teori midir? Gerçekçilik hem bir edebiyat akımı hem de bir felsefe kuramı olarak kabul edilebilir. Edebiyatta gerçekçilik , 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış ve romantizme tepki olarak doğmuştur. Bu akım, günlük yaşamın önyargısız ve bilimsel bir tutumla incelenmesini, olağanüstü olaylara yer verilmemesini ve toplumun gerçeklerinin olduğu gibi yansıtılmasını amaçlar. Felsefede gerçekçilik ise, ilkçağdan beri var olan ve nesnel gerçeği gerçek sayan bir görüştür.

    • admin admin

      Kaptan!

      Katkınız yazının daha anlamlı hale gelmesine yardımcı oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
grandoperabet giriş