Ban Etmek Nedir? Bir Anın İçinden Geçen Duygular
Kayseri’nin Soğuk Akşamında Başlayan Bir Hikâye
Kayseri’de yaşamaya başladığım ilk yıllarda, insanları tanımanın ne kadar zor olduğunu fark etmiştim. Özellikle sosyal medya çağına adım attıktan sonra, bir şekilde tanımadığım insanlarla bile ilişkiler kurmaya başlamıştım. Bir an, sosyal medyada geçen bir tartışmanın içinden çıkmaya çalışırken, kendi içimde bir boşluk hissi oluştu. Hani derler ya, “Birinin seni kırması seni daha da büyütür,” işte ben o büyüme anını hissetmiştim. O gece, birinin beni “ban” etmesinin ne kadar derin etkiler yaratabileceğini fark ettim. “Ban etmek nedir?” diye bir soru geçirdi aklımdan. Ama sadece bir soru değildi bu. O an, duygusal bir fırtına gibiydi, içeride bir şeylerin kırıldığını, ama her şeyin bu kadar kolayca sona erdiğini hissettiren bir an.
Bir Yorum, Bir Anlık Heyecan ve Sonrası
Geceyi hatırlıyorum, telefonumda vakit geçiriyordum, sosyal medyada bir fotoğraf paylaştım. Hani normalde paylaşılan fotoğrafların altına gelen yorumlar insanı mutlu eder ya, işte o gece de biraz heyecanla bir fotoğraf yüklemiştim. Yorumlar gelmeye başladı. “Güzel gözüküyorsun, süpersin, çok şirin” gibi şeyler yazılıydı. Ama bir yorum vardı ki, o yorumun tonunu hissettiğim an, içimdeki tüm heyecan birden sönüverdi.
Birisi yazmıştı: “Ne var bunda, çok sıradan. Hep aynı şeyleri paylaşıyorsun.”
İçimde, bir şeylerin tam olarak kırıldığını hissettim. Yine de sessiz kaldım. Ancak sonra, sanki tüm o sosyal medya dünyasında sadece ben varmışım gibi bir hisse kapıldım. Sadece ben ve o yorumu yazan kişi.
Bir süre sonra o kişiyle hiç tanışmadığım halde, sohbet etmeye başlamıştık. Bazen hikâyelerimi izlerdi, bazen ben onun paylaşımlarına yorum yapardım. Ama bir şey vardı, her konuşmada küçük bir kırgınlık birikiyordu, ne tam dost olabiliyorduk, ne de yabancı kalabiliyorduk. İkimizin de hisleri tuhaf bir şekilde birbirine paraleldi.
Ama bir gün, o kadar kötü bir şekilde tartıştık ki, birden ortadan kayboldu. Hiç yazmadı. Hiç cevap vermedi. Birkaç hafta sonra, sosyal medyada profilini kontrol ettiğimde, o kişinin beni engellediğini fark ettim. Ne olursa olsun, engellendiğimi fark ettiğim an, içimde kocaman bir boşluk oluştu.
Ban Etmek: Bir Kapanın Ardında Kalan Ses
O an “ban etmek nedir?” sorusu bana ağır bir şekilde çarptı. Bir insanı, bir bağlantıyı, bir ilişkiyi tamamen kesmek, bir tuşla yok etmek… Bu kadar kolay mıydı? O gün, o kişiyi hayatımdan silme kararı vermiş olmama rağmen, bana hissettirdiği şeyler aklımdan gitmedi. Ban etmek, bazen sadece bir sosyal medya olayı gibi görünse de, içindeki duygusal anlamı çok daha derindi. O kişi, benimle hiç tanışmamış bir yabancıydı, ama bana kalırsa en yakın dostlarım gibi bir şekilde içimi dökebileceğim biriydi. Şimdi, o kişiyi bir tuşla silmem, o ilişkiden geriye hiçbir şey kalmaması… Ne kadar soğuk, ne kadar acı verici bir şeydi.
Gerçekten de, ban etmek o kadar kolay bir şey mi? Hani sosyal medyada takılıp, her şeyin bir tık uzağında olduğu bir dünyada, bazen insan çok küçük bir sebeple, sadece duygusal bir patlama ile birini engelleyebilir. Ama bunun sonucu öyle basit olmuyor. Arkasında kırıklar, öfke ve belki de pişmanlık kalıyor. Geriye dönüp bakınca, bir insanı silmek, gerçekten de yapabileceğimiz en basit şey gibi görünse de, duygusal bir yansıması var.
İçimdeki Buzlu Duygular
Yalnızca birisi seni “ban” edince hissedilen duygular, tahmin ettiğinizden çok daha karmaşık. Kısacası, ban edilmek, sadece bir sosyal medya kavramı değil, insanın içinde nehir gibi akan duyguların bir araya geldiği bir süreçti. O an ben sadece bir insanı kaybetmedim, kendimi de kaybettim. Ne kadar küçük bir hareket olsa da, sosyal medya üzerinden bir ilişkiyi sona erdirmek, bana biraz da kimlik kaybı gibi hissettirdi. Kendi içimde kaybolan sesler, her geçen gün daha da büyüdü. Kim olduğum, ne hissettiğim ve bu kişiye neden bu kadar değer verdiğimi anlamaya çalıştım.
O an, bir zamanlar hayatımda olan o kişi, artık bir yabancıydı. Belki de “ban etmek” de aslında bu kadar kolay bir şekilde karşımıza çıkıyordu. Ama ne yazık ki, içsel dünyamda hiç bitmeyen bir boşluk bıraktı. O boşluk, her geçen gün daha da büyüdü, ta ki bir gün hissetmeye başladım ki, o boşluğu doldurmak, tek bir tıklamayla yapabileceğim bir şey değildi.
Ban Etmek: Bir Türlü Kabullenemediğimiz Son
Olayın duygusal boyutu biraz ağır, değil mi? Ama ne yazık ki her birimizin hayatında, bu tür bir durum yaşanabiliyor. Kendimizi bu kadar savunmasız hissettiğimizde, ban etmek gibi kolay ama yıkıcı bir hareketi yapabiliyoruz. Yine de birinin seni sosyal medyada “ban etmesi” sadece bir son değil, aslında yeniden başlaman için bir fırsat olabilir. O insanın hayatındaki yerinin artık olmadığını kabul etmek, aslında hayatındaki diğer insanlara daha fazla değer vermenin ilk adımıydı.
Zamanla, o kişiyi ve yaşadığım hayal kırıklığını kabullendim. Bu tür şeyler yaşanabiliyor, insanların ruh halleri değişebiliyor, bazen bir günde her şey bitiyor. Ban etmek, sadece birinin seni görmemesini sağlamak değil, aynı zamanda o kişiden aldığın dersleri kabullenip hayatına devam etmekti. Her şeyin sonunda, gerçek dostluklar her zaman yüz yüze ve samimi olmaktan geçiyor. Sosyal medya ya da sanal dünyalar ise sadece yan bir yansıma.
—
Sonuçta, “ban etmek” sadece bir tuşa basmak değil, bir insanın hayatındaki rolünü silmekti. Ama bazen silmek gerekirdi. Ve belki de, hayatta insanın kendini silmeye cesaret edebilmesi, gerçek bir büyümeydi.