Kayseri’de Bir Akşam ve Aklıma Takılan O Film
Kayseri’de akşamlar bazen fazla sessiz oluyor. Özellikle de yalnızsan, odanın içindeki en ufak ses bile büyüyüp kafanın içinde yankılanıyor. Benim de böyle bir gecemdi. Pencerenin kenarına oturmuş, dışarıdaki soğuk havayı izliyordum. İçimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Ne tam üzgünüm diyebiliyordum ne de gerçekten iyiyim.
O sırada aklıma “Platform” geldi. Günler önce izlemiştim ama bazı filmler var ya, bitmiyor içinde. Sadece kapanmıyor. Özellikle de şu soru: Platform filmi sonunda ne oluyor? O soru benim için bir film sorusu değil, bir duygu düğümü gibi kalmıştı.
Platform Dünyasına İlk Düşüşüm
Filmi ilk açtığımda sıradan bir distopya izleyeceğimi sanmıştım. Ama öyle olmadı. O dikey hapishane fikri… Kat kat inen o platform… Yukarıdan aşağıya düşen yemekler… Ve insanların hayatta kalma çabası…
İlk sahnelerde bile içime bir huzursuzluk çökmüştü. Çünkü mesele sadece açlık değildi. İnsanların birbirine bakışıydı asıl mesele. Yukarıda olanın aşağıyı görmemesi, görse bile umursamamasıydı.
Ben o filmi izlerken ara ara durdurup camdan dışarı bakıyordum. Sanki film ekranı değil de kendi iç dünyam açılıyordu. Ve Kayseri’nin soğuk gecesiyle o karanlık hapishane birbirine karışıyordu.
İçimde Büyüyen Rahatsızlık
Filmin ilerleyen dakikalarında içimde tuhaf bir şey olmaya başladı. Rahatsızlık sadece izlediğim şiddet sahnelerinden değildi. Daha çok sistemin kendisinden geliyordu. Herkesin kendi seviyesinde yaşaması, yukarıdakilerin doyması, aşağıdakilerin aç kalması…
Bir noktada kendime bile kızdım. “Ben olsam ne yapardım?” diye sordum. Ve cevabını veremedim. Çünkü insan, gerçekten aç kaldığında nasıl olur bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey vardı: İnsanlık, açlıkta çok hızlı değişiyordu.
Benim Kayseri’deki hayatım o kadar zor değil. Ama yine de bazen içimde bir boşluk hissediyorum. Sanki fiziksel olmayan bir açlık gibi. O film bunu çok garip bir şekilde yüzüme çarptı.
Platform Filmi Sonunda Ne Oluyor?
İşte asıl mesele buradaydı. Filmin sonunda ne olduğunu anlamak değil sadece, hissetmek gerekiyordu.
Finale doğru hikâye daha da karanlıklaşıyor. Platform kat kat inerken, insanlar arasındaki umut da kat kat düşüyor. Ana karakterin o yolculuğu, aslında bir kurtuluş arayışı gibi başlıyor ama giderek bir sorgulamaya dönüşüyor.
Finalde platformun en alt seviyelerine kadar iniliyor. Orada gördükleri şey sadece fiziksel bir gerçeklik değil, aynı zamanda sistemin en çıplak hali oluyor. Aşağıda artık “insan” kavramı bile farklı bir şeye dönüşmüş gibi.
Ama filmin asıl vurucu noktası şu: Mesajın iletilmesi. Yani sistemin sadece yukarıdan aşağıya yemek dağıtmakla değişmeyeceği, asıl değişimin algıda olması gerektiği.
O çocuk sahnesi… İşte orada içim cız etti. Çünkü o an sadece bir hikâye bitmiyordu, bir umut taşınıyordu. Yukarıya gönderilen o “mesaj”, aslında herkesin gözünün içine sokulan bir gerçekti.
Ben o sahnede nefesimi tuttum. Gerçekten. Çünkü film bana şunu hissettirdi: Bazen kurtuluş, fiziksel bir çıkış değil, bir fikrin yukarı taşınmasıdır.
Finalin Bende Bıraktığı Boşluk
Film bittikten sonra bir süre ekrana baktım. Hemen kapatamadım. Çünkü içimde bir şey bitmemişti.
Dışarıda Kayseri’nin gece ışıkları vardı. Sessiz sokaklar, uzaktan geçen arabalar… Ama içimdeki gürültü çok daha fazlaydı.
Platform filmi sonunda ne oluyor diye düşüne düşüne kendimi bir döngünün içinde buldum. Çünkü final net bir “mutlu son” değildi. Ama tamamen umutsuz da değildi. Arada bir yerdeydi. Ve o aralık insanı daha çok yoruyordu.
Ben genelde filmlerden sonra hızlıca hayatıma dönerim. Ama bu film öyle olmadı. Sanki bir süre kafamın içinde yaşamaya devam etti.
Umut, Umutsuzluk ve İnsan Gerçeği
Bu film bana en çok şunu düşündürdü: İnsanlar gerçekten eşit mi yaşamak ister, yoksa sadece yukarı çıkmayı mı hayal eder?
Platform’un dünyasında herkes yukarı çıkmak istiyor. Ama yukarı çıktıkça aşağıyı unutuyor. Ve belki de en büyük trajedi bu.
Ben Kayseri’de kendi hayatıma bakarken bile bazen bunu hissediyorum. Daha iyi bir yer, daha iyi bir gelecek isteği… Ama o istek büyüdükçe başkalarını ne kadar düşündüğümüz sorusu da büyüyor.
Film bunu bağırarak anlatmıyor. Sakin sakin, kat kat indiriyor gerçeği.
Kendime Sorduğum Sorular
O geceden sonra birkaç gün kafamda hep aynı sorular vardı:
Eğer ben o platformda olsaydım, hangi katta olurdum?
Aşağıda olsam ne kadar dayanabilirdim?
Yukarıda olsam değişir miydim?
Bu soruların hiçbirinin cevabını sevmedim. Çünkü cevaplarım beni rahatsız etti. İnsan kendini tanıdıkça bazen huzur bulmaz, tam tersine daha çok sorgular.
Filmin Sessiz Çığlığı
Platform aslında bağıran bir film değil. Sessiz bir çığlık gibi. Ve o çığlık en çok finalde hissediliyor.
Finaldeki o mesaj, yukarı gönderilen o “temsil”… Benim içimde garip bir umut kırıntısı bıraktı. Çünkü belki de değişim gerçekten küçük bir şeyle başlar. Bir fikirle, bir görüntüyle, bir çocukla…
Ama aynı zamanda içimde bir kırılma da bıraktı. Çünkü bu değişimin ne kadar kalıcı olacağı belirsizdi.
Umarız “Platform filmi sonunda ne oluyor” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Lagi ailesiyle kalmaya devam edin!
Kayseri Gecesinde Kalan Düşünceler
Film bittikten sonra pencereyi açtım. Soğuk hava yüzüme vurdu. İçimde hâlâ o platformun karanlığı vardı ama dışarıda gerçek hayat devam ediyordu.
Bir süre sadece sessizce oturdum. Düşündüm. İnsanlar gerçekten değişebilir mi diye.
Belki de film bunu söylemiyordu bile. Belki sadece bize aynayı tutuyordu.
O aynada gördüğüm şey beni rahatsız etti. Ama aynı zamanda düşündürdü.
Ve belki de en önemlisi buydu.
Bitmeyen Bir Soru Gibi
Platform filmi sonunda ne oluyor sorusu bende hâlâ tam kapanmış değil. Çünkü final bir cevap değil, bir kapı gibi.
O kapıdan geçmek izleyiciye kalıyor. Kimi umut görüyor, kimi umutsuzluk. Ben ise ikisinin arasında kalıyorum.
Belki de filmin yapmak istediği tam olarak bu. Net bir son vermek değil, insanın içine bir şey bırakmak.
Ben o geceden sonra uzun süre uyuyamadım. Çünkü film bitmemişti. Sanki sadece ara vermişti.
Ve ben o arada kaldım.