Bir İnsan Niye Rüyaya Girer?
Yine bir Lagi içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “Bir insan niye rüyaya girer”.
Kayseri’de sonbahar başka oluyor. Özellikle akşam saatlerinde ayaz çöktüğü zaman insanın içindeki en eski duygular bile sokağa çıkıyor sanki. O gün de öyleydi. Hunat’ın oralardan yürüyüp eve dönüyordum. Kulaklığım vardı ama müzik dinlemiyordum. Sadece takılıydı. İnsan bazen dış dünyaya “ben meşgulüm” demek için kulaklık takıyor. Aslında içeride koca bir boşluk dönüyor.
Eve geldiğimde annem mutfakta mantı kapatıyordu. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Babam her zamanki koltuğunda uyuyakalmıştı. Ben odama geçip montumu sandalyeye bıraktım. Cam hafif buğulanmıştı. Parmak ucumla küçük bir boşluk açıp dışarı baktım. Sokak lambasının altında tek tük insanlar yürüyordu.
O an sebepsiz yere onu düşündüm.
İnsan bazı kişileri durduk yere düşünmez bence. Kalp kendi kendine alarm vermez. İçinde kalan bir şey vardır. Yarım kalmış bir cümle gibi.
Telefonu elime aldım. Mesaj atmadım. Zaten aylar olmuştu konuşmayalı. Ama insan konuşmasa da birini içinde taşımaya devam ediyor. İşte bunu kimse anlatmıyor.
O gece günlük defterimi açtım. Sayfanın başına sadece şunu yazdım:
“Bir insan niye rüyaya girer?”
Sonra uzun süre devamını yazamadım.
Uyumadan Önceki Sessizlik
Ben geceleri düşünen insanlardanım. Gündüz herkes güçlü taklidi yapıyor çünkü. Kahve içiliyor, şakalar dönüyor, işler hallediliyor ama gece olunca insanın içindeki gerçek ses konuşmaya başlıyor.
Yatağa uzandım. Telefon ışığını kapattım. Odanın karanlığında sadece kombinin sesi vardı. Gözümü kapatınca bazı anılar insanın içine projektör gibi düşüyor.
Beraber gittiğimiz kitapçı.
Cumhuriyet Meydanı’nda içtiğimiz kötü kahve.
Kar yağarken otobüs beklediğimiz akşam.
Bunlar küçük şeyler gibi duruyor dışarıdan ama insanın içine yerleşince ömür boyu çıkmıyor.
Uykuya dalarken aklımdan geçen son şey onun gülüşüydü.
Sonra rüyam başladı.
Rüyamda Her Şey Fazla Gerçekti
Rüyada yine Kayseri sokaklarındaydım. Hava griydi. Ama o gri havanın içinde garip bir huzur vardı. Meydanda yürüyordum. İnsanlar vardı ama kimsenin yüzü seçilmiyordu. Sonra uzakta onu gördüm.
Gerçek hayatta nasılsa öyleydi.
Saçını kulağının arkasına atışı bile aynıydı.
Beni görünce gülümsedi.
Rüyalarda en tehlikeli şey ne biliyor musun?
İnsana imkânsız şeylerin mümkün olduğunu hissettirmesi.
Yanına gittim. Konuşmadık önce. Sadece yürüdük. İçimde acayip bir heyecan vardı. Kalbim sanki gerçekten hızlı atıyordu. Sonra dönüp bana şunu söyledi:
“Beni hâlâ özlüyorsun.”
Uyandığımda saat sabah 05.17’ydi.
Yastığımın bir tarafı ter olmuştu. Bir süre tavana baktım. İnsan bazen bir rüyadan çıkınca gerçek hayata dönmek istemiyor. Çünkü gerçek hayat daha soğuk geliyor.
Kalkıp mutfağa gittim. Su içtim. Camdan dışarı baktım. Hava hâlâ karanlıktı. Şehir uyuyordu ama benim içimde yıllardır uyumayan bir şey vardı.
O an şunu düşündüm:
Bir insan niye rüyaya girer?
Gerçekten unutamadığımız için mi?
Yoksa beynimiz bizi teselli etmeye çalıştığı için mi?
Bazı İnsanlar Gittikten Sonra Daha Çok Kalıyor
Onunla çok uzun bir ilişkimiz olmadı aslında. Ama bazı insanlar süreyle değil, bıraktığı izle ölçülüyor.
Bir gün vardı, hâlâ unutamıyorum.
Forum Kayseri’nin önünde oturuyorduk. Hava çok rüzgârlıydı. O sürekli saçını düzeltiyordu. Ben de durmadan onu izliyordum. Sonra bana dönüp:
“Bir gün beni unutursan çok üzülürüm,” demişti.
İnsan o an gülüp geçiyor.
Sanki unutmak kolaymış gibi.
Şimdi düşünüyorum da bazı insanlar hayatından çıkar ama zihninden çıkmaz. Çünkü onları sadece yaşamazsın, içine işlersin.
Ben uzun zamandır başka biriyle yakınlaşamıyorum mesela. Karşıma insanlar çıkıyor ama içimde sürekli bir kıyas oluyor. Kimse onun gibi gülmüyor. Kimse onun gibi gözlerinin içine bakmıyor.
Belki de bu yüzden rüyaya giriyor.
İnsan tamamlayamadığı duyguları uykuda yaşamaya devam ediyor.
Sabahın İlk Işığında Gelen Boşluk
O rüyadan sonra bütün günüm kötü geçti.
Normalde çok konuşan biriyimdir ama o gün iş yerinde kimseyle muhabbete girmedim. Çay bile tatsız geldi. İnsan bazen içindeki eksikliği fiziksel olarak hissediyor.
Öğle arasında dışarı çıktım. Hava buz gibiydi. Kayseri ayazı insanın yüzünü keser. Ama içimdeki şey daha soğuktu.
Bir banka oturdum.
Telefonu çıkarıp eski fotoğraflara baktım.
Yapılmaması gereken şeylerden biri budur bu arada. İnsan bile bile canını yakıyor.
Bir fotoğrafta bana bakıp gülüyordu. Gözlerinin içi parlıyordu resmen. O fotoğrafa uzun süre baktım. Sonra istemsizce şunu söyledim:
“Sen niye hâlâ rüyama giriyorsun?”
İnsan bazen cevabını bildiği soruları daha çok soruyor.
Çünkü kabul etmek zor geliyor.
Unutmak Sandığımız Kadar Gerçek Bir Şey Değil
Bence unutmak diye bir şey yok. İnsan sadece alışıyor. Eksikle yaşamaya alışıyor. Sabah onsuz uyanmaya, mesaj atmadan günü bitirmeye, birini anlatamadan içinde tutmaya alışıyor.
Ama bazı geceler oluyor…
Bir şarkı.
Bir sokak.
Bir koku.
Bir rüya.
Ve her şey geri geliyor.
Ben bunu ilk başta zayıflık sanıyordum. Sonra fark ettim ki insanın hissetmesi kötü bir şey değilmiş. Asıl kötü olan hiçbir şey hissetmemekmiş.
Bu yüzden duygularımı saklamıyorum artık.
Özlediysem özledim.
Kırıldıysam kırıldım.
Sevdiysem sevdim.
Bazı insanlar “fazla duygusalsın” diyor. Olsun. Bu çağda hissedebilmek bile büyük şey bence.
Bir Gece Daha Rüyama Geldi
Aradan yaklaşık iki hafta geçti. Bu sefer onu düşünmemeye çalışıyordum. Hatta biraz toparlanmış gibiydim.
Ama yine bir gece rüyamda gördüm.
Bu defa eski bir otobüsteydik. Cam kenarında oturuyordu. Dışarı kar yağıyordu. Bana bakıp:
“Ben aslında hiç gitmek istemedim,” dedi.
Rüyada bile içim parçalandı.
Uyandığımda gözlerim doluydu.
İnsan gerçek olmayan bir şeye neden ağlar?
Çünkü his gerçek oluyor.
Bazen rüyalar bile insanın kalbine dokunuyor.
O sabah günlüğüme uzun uzun yazdım. Sayfalarca yazdım. Sonunda da şunu ekledim:
“Belki de insan, içinde kalanları tamamlayabilmek için rüyaya girer.”
Bu cümleyi yazınca garip şekilde rahatladım.
Hayat Devam Ediyor Ama Bazı Hisler Yerinde Kalıyor
Şimdi hâlâ Kayseri’de yaşıyorum. Hâlâ geceleri uzun uzun düşünüyorum. Hâlâ bazen eski mesajları okuyup kendime kızıyorum.
Ama eskisi kadar kaçmıyorum duygularımdan.
Çünkü insanın bazı acıları tamamen geçmiyor.
Sadece kabuk bağlıyor.
Bazen yürürken bir yerde onu görecekmişim gibi hissediyorum. Kalabalığın içinde bir an saçını ona benzetiyorum. Sonra dönüp bakıyorum, o değil.
İçimde minicik bir hayal kırıklığı oluyor.
Ama umut da bitmiyor garip şekilde.
Belki bir gün karşılaşırız diye düşünüyorsun.
Belki bir gün tekrar konuşuruz.
Belki her şey farklı olur.
İnsan umut etmeyi bırakamıyor.
Bir İnsan Gerçekten Niye Rüyaya Girer?
Bence bunun tek bir cevabı yok.
Bazı insanlar özlendiği için girer.
Bazıları yarım kaldığı için.
Bazılarıysa insanın içinde hâlâ bir yere sahip olduğu için.
Rüyalar bazen beynin oyunu değildir sadece. Kalbin konuşma şeklidir.
Ben bunu öğrendim.
Birini gerçekten sevdiğinde, o insan bazen hayatından çıksa bile zihninden çıkmıyor. Geceleri sessizlik büyüdüğünde geri geliyor. Bir rüyanın içinde karşına geçip hiç söyleyemediğin şeyleri söylüyor.
Ve sen sabah uyandığında hem mutlu hem kırık hissediyorsun.
Çünkü onu birkaç dakikalığına görmüş oluyorsun.
Ama yine kaybetmiş gibi oluyorsun.
Belki de en acı tarafı bu.
İnsan bazen sadece bir rüyanın içinde mutlu olabiliyor.
Lagi ekibi olarak “Bir insan niye rüyaya girer” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!